top of page

Şaman Hikayeleri - Emanet Taş

Köyde geçirdikleri son sabah, Kutan uykusundan annesinin fısıltısıyla uyandı. Çadırın içi, alacakaranlıkla aydınlanan bir mağara gibiydi, soğuk, nemli hava içeri süzülüyordu.

genç şaman Kutan cebinde emnaet taş ve yanında annesiyle göç yollarında
Genç Şamanın göç yolculuğu

Annesi elini onun avucuna kapadı, parmaklarının arasına koyu yeşil, yuvarlak bir taş bıraktı. Taş ılıktı, ama annesinin elleri buz gibiydi.

“Bu seni gittiğimiz yerlerde koruyacak,” dedi kadın, sesi titrek bir dua gibiydi. Ardından bir süre Kutan’ın gözlerinin içine baktı, sanki başka bir şey daha söylemek istiyor ama kelimelere dökmeye cesaret edemiyordu.

Kutan taşı kavradı, sımsıkı tuttu. Sıcak taşın içinden bir uğultu duyduğunu sandı, bu derin ses eskilerden, Kutan’ın daha dünyada bile olmadığı günlerden akıp geliyordu. 


Öğlen olmadan köylerinin son evleri, çatılardan yükselen inceceik dumanların son izleri geride kaldı. Ardından günlerce, haftalarca yürüyüş sürdü. Bildiği patikalar, bildiği ağaçlar, bildiği taşlar bir bir gözden silindi. Geceleri yaktıkları ateşin etrafında, köy halkı birer birer sessizleşti. Söz yerini iç çekişlere bıraktı, sonra iç çekişler de suskunluğa dönüştü.


Kutan’ın cebindeki taş, gün geçtikçe ağırlaştı. Cebinde gittikçe ısınan taşla birlikte arkalarında bıraktıkları evlerin, mezarların, unutulmak istenmeyen bir ismin yükü de onlarla geliyordu.


Bazı geceler rüyasında, eski köyün yamacında taşın bir tür ışık saçtığını gördü. Taş bir göz gibi açılıp kapanıyor, Kutan’a bakıyordu. Sabahları uyandığında annesi sessizce yüzüne bakar, başını okşardı. Bir kere annesine rüyasından söz edecek oldu. Kadın başını iki yana salladı. “Bu rüyalar sadece senin için Kutan. Kimseye anlatmamalısın.”


Nihayet iki çıplak tepenin arasında, sisle örtülü bir vadiye vardılar. Ortasından bir nehrin sakince süzülerek aktığı yeşil ve bereketli bir yerdi. Kutan tepeden aşağı bakarken herkes geride durdu, genç şamanın karar vermesini bekledi. 


Kutan taşı eline aldı, ağırdı. Taşın içinden ince bir titreme geçti. Gözlerini kapadı, rüzgârı dinledi. Sonra taşı tüm gücüyle vadinin karanlık derinliklerine fırlattı. Taş kayalara çarpıp yuvarlandı, yankısı yumuşak bir uğultu gibi vadinin her köşesine yayıldı.


Köy halkı o yankının ardından yeni çadırlarını kurmaya başladı. Çocuklar doğdu, ateşler yakıldı, yıllar geçti. Yeni köy büyüdü ama geceleri rüzgârın getirdiği o ilk yankıduyulmaya devam etti.


Kutan da büyüdü, yaşlandı. Gözü hep vadinin o karanlık köşesindeydi. Annesi çoktan toprağa karışmıştı. Göçten hiç söz edilmezdi ama yine de her yeni kuşak, vadinin içinden taşın uğultusunu duyar, gece uykularında eski yurtlarını görürdü.


Kutan son nefesini verirken taşın sesi bir kez daha kulaklarında çınladı. “Biz görevimizi yaptık. Onlara yeni bir yuva verdik.”

“Evimi özlüyorum,” dedi yaşlı Kutan. Gözlerini kapattı. 


Ve o günden sonra da kendini başka bir yere ait hissetmenin ince sızısı, vadiye her yeni gelenin yüreğine bir taş gibi oturdu.


Yorumlar


Top Stories

Yeni yayınlanan hikayelerden ve yazılardan haberdar olmak için abone olun.

şebnem vitrinel sosyal medya hesaplarını takip etmeyi unutmayın

bottom of page